İşitme Engelliler Öğretmeni, yazar ve kadın hakları savunucusu Sibel Süslü, 114. bölümde Eylül Aşkın’ın konuğu olarak çocukluk hayallerinden, kilo mücadelesine; sessiz bir dille yazdığı öykülerden, kadın dayanışmasına uzanan yolculuğunu paylaştı.
İstanbul Cihangir’deki Nostalji Antik’te kaydedilen “Eylül Aşkın ile… Özel Söyleşi”nin 114. bölümü, yazar Sibel Süslü’nün içten anlatımıyla dikkat çekiyor. 1993 doğumlu Süslü, Manisa/Alaşehir’in bir köyünde koyunların arasında büyürken yıldızlara anlatılan ilk hayallerinden başlayarak, Kadıköy sokaklarında gözlemlediği insan hikâyelerine uzanan yolculuğunu paylaşıyor. Çocukken çardağın altında uzanıp Kartal Takım Yıldızı’yla göz göze geldiği anlar, onun yazma tutkusunun ilk kıvılcımları olmuş; koyunlara okuduğu kitaplar, içsel dünyasını kelimelere dökme alışkanlığını başlatmış.

İstanbul Üniversitesi İşitme Engelliler Öğretmenliği bölümünü bitirdikten sonra on yılı aşkın süredir özel eğitim alanında çalışan Süslü, sessiz bir dille kurulan iletişimin gücünü deneyimleyerek yazı dilini sadeleştirmiş ve derinlemesine empati kurmayı öğrenmiş. Öğrencisinin işitme engelli annesiyle gözler, mimikler ve duygular aracılığıyla kurduğu bağ, onun “sözcüklerin olmadığı yerde bedenin anlatımı” fikrini güçlendirmiş. Bu deneyim, Süslü’nün hem öğretmenliğini hem de yazarlığını besleyen temel bir dönüm noktası olmuş.

2023 yılında yayımlanan ilk kitabı “Zamansız”, 27 yaşında ani bir kalp kriziyle kaybettiği sevgilisine yazılmış üç bölümlük bir günceden oluşuyor: Yaşadıklarımız, Senden Sonra, Ölümsüzleşen. Süslü, tuttuğu günlüklerin zamanla bir kayıt, bir ölümsüzleştirme aracına dönüştüğünü söylüyor. Kitabın doğum süreci, yazarın hem bireysel bir yas sürecini hem de kadın bedenine, duygularına ve toplumsal rollerine dair gözlemlerini içeriyor. “Bazı anılar zaman çizelgesine sığmaz; onları yazıyla dondurmak, unutmamak ama aynı zamanda yeniden okuduğumda o ana geri dönebilmek istedim” diyor.
Süslü, üniversite yıllarında 48 kiloya kadar çıkan bedeninin toplum baskısı altında nasıl bir “öz-değer hapishanesine” dönüştüğünü de açıkça anlatıyor. Kilo verme sürecinin ardında yatan psikolojik dinamikleri, kadın bedenine dair kalıplaşmış güzellik normlarını ve bu normların zihinlerde yarattığı tahribatı örnekleriyle aktarıyor. “Kadın bedeni üzerinden yapılan yargılamalar, bizi kendi kendimize kurduğumuz hapishanelere hapseder. Ben o duvarları yıktım; şimdi diğer kadınlara el uzatıyorum” ifadesi, onun yakında yayımlanacak yeni deneme kitabının da temelini oluşturuyor.

Kadıköy’ün sokak gözlemleri Süslü’nün yazarlığına zengin bir malzeme sağlıyor. Boş balkonlarla çiçeklerle bezeli balkonlar arasındaki fark, sokak satıcılarının al yanakları, bastonuyla ilerleyen yaşlı amcalar… Hepsi onun hikâye kozasında yer alıyor. “İnsanları izlerken kafamda onların yaşam senaryolarını kuruyorum; bu küçük detaylar hem beslenmemi sağlıyor hem de yazıma sirayet ediyor” diyor. Kadıköy merkezde gördüğü çok farklı karakterler, Erenköy’de karşılaştığı sakin yaşam alanları; ikisi arasındaki gerilim, yazarın hem insan psikolojisini hem de kentsel dönüşümün birey üzerindeki etkilerini anlamasına olanak tanıyor.
2026 yılı içinde üç yeni eser okurla buluşacak. Şubat ayında arkadaşlarıyla birlikte hazırladığı ortak şiir dosyası “Yürekten Dökülenler” raflardaki yerini alacak. Yıl ortasında kadınların farklı yaşam formlarını işleyen denemelerinden oluşan “Kadın Formları” yayımlanacak. Sonbaharda ise hastane koridorlarında tanıştığı kalp ameliyatı bekleyen bir çocuğun gözünden kaleme aldığı resimli hikâye “Kalbini Bekleyen Çocuk” çocuk okurlara seslenecek. Süslü, bu üç eserin her birinde “diğer” diye nitelendirilen kadınların, çocukların ve sessiz kalmış bireylerin sesini duyurmayı hedefliyor.
Yazar, Türkiye’de okuma oranının düşmesini ve dijital platformların çocukların muhakeme yeteneğini geriletmesini büyük bir endişeyle karşılıyor. “Tabletine dokunan ama kalemi eline almayan bir nesil yetişiyor. Kompozisyon yazmayı bilmeyen, kendi cümlelerini kuramayan çocuklar, kendi seslerini de bulamıyor. Yazmak, okumak kadar önemli; çünkü kendi sesini duymak için önce onu kağıda dökmelisin” diyor. Süslü, özel eğitim öğretmenliği deneyimiyle birlikte hem öğrencilerine hem de yetişkin okurlara yazının iyileştirici gücünü anlatmayı sürdürüyor.


















































