Bu bölümde, sinema, televizyon, yazarlık ve eğitimi harmanlayan çok yönlü bir sanatçı olan Korkut Akın’ı ağırlıyoruz. Akın, 44 yıldır sürdürdüğü el yapımı yeni yıl kartpostalı geleneğinden sinema ve televizyondaki deneyimlerine, sanata ve topluma dair derinlikli bakışına uzanan samimi bir sohbete davet ediyor.
Korkut Akın, 1983 yılında bir arkadaşına armağan olarak hazırladığı negatif film kartı ile başlayan ve her yıl özel bir temayla devam eden kartpostal geleneğini anlatıyor. Kartlar hiç posta yoluyla gönderilmiyor, sadece yüz yüze, elden dağıtılıyor. Bu, Akın’ın yüz yüze iletişimin önemine yaptığı vurgunun bir parçası. Bu özel koleksiyon, “Korkut Akın’dan Yeni Yıl: 1983-2023 Kartpostallar Kitabı” adlı bir kitapla taçlandırıldı. Kartpostallar, dijitalleşen dünyada kaybolmaya yüz tutan kişisel dokunuşu ve samimiyeti yaşatmayı amaçlıyor.

Akın’ın sinemaya ilgisi, çocuklukta margarin kutusu ve büyüteçle yaptığı ilkel bir projeksiyon cihazıyla başlıyor. Sinema-TV eğitimi alan ilk kuşaktan. Mezuniyet sonrası, Yeşilçam’a girebilmek için basın sektöründe (Hürriyet) çalışmaya başlıyor. Kısa filmleriyle ulusal ve uluslararası festivallerde ödüller kazanıyor (“Voli”, “Sait Faik’ten Hişt Hişt”, “Hayat Ne Tatlı”). Kısa filmi, “az ile çok şey anlatma”, imgelerle duygu aktarma sanatı olarak tanımlıyor.
Akın, edebiyat uyarlamalarında, kitaptaki her detayı aktarmanın mümkün veya gerekli olmadığını vurguluyor. Sinemanın ve genel olarak sanatın asıl işlevinin “mesaj vermek” değil, “duygu yaratmak” olduğunu savunuyor. Bu duygu, izleyicinin/okurun kendi yorumunu ve yolunu bulmasına olanak tanımalı. Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiirinin aslında bir aşk şiiri olarak yazıldığını, ancak dinleyicilerin kendi siyasi duygu durumlarıyla farklı yorumladığını örnek gösteriyor.

Televizyonda kültür-sanat programcılığını (İstanbul Sayfaları), bu alanı yaygınlaştırmak ve hayatın içine katmak için önemli bir araç olarak görüyor. Kültür-sanatın güçlü olduğu bir toplumun, her türlü zorluğa karşı daha dirençli ve birlikte hareket edebilir olduğuna inanıyor.
Günümüzdeki hızlı dizi/film üretim sürecini eleştiriyor. Senaryo, oyuncu ve ekiplere yeterli hazırlanma ve içselleştirme zamanı tanınmamasının kaliteyi düşürdüğünü düşünüyor. Setlerdeki aşırı çalışma saatlerinin ve örgütsüzlüğün sorunların temelinde yattığını belirtiyor.
Eğitimci yönüyle genç sinemacılara en önemli tavsiyesi “okumak” oluyor. Sinemacıların çok yönlü okumalar yapması gerektiğini, sadece bakmanın değil, görmenin önemini vurguluyor. Öğrencilerine farklı perspektifleri anlatmak için yılbaşı kartlarının üzerindeki gizli yazıları örnek gösteriyor.
Programın sonunda, en çok “iyi ki yapmışım” dediği şeyin, 44 yıllık kartpostal geleneği olduğunu söylüyor ve bunu sürdürmek istediğini belirtiyor. İzleyicilere barış, demokrasi ve örgütlü bir yaşam dilekleriyle veda ediyor.
www.multimedyablog.com



















































