Yazar Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, son dönemde Türkiye’de büyüyen “sessizleşme”, “geri çekilme” ve “hayatı sadeleştirme” eğilimini Perfect Days (Mükemmel Günler) filmi üzerinden değerlendirdi: “Bu film minimalizmi değil, hayatta dağılmadan insanın kendini nasıl taşıdığını anlattı.”
Türkiye’de dijital yorgunluk, ekran maruziyeti ve sosyal tükenmişlik hissinin giderek büyüdüğü bir dönemde; sosyal medyada yeniden konuşulmaya başlayan Perfect Days, bu kez yalnızca bir sanat filmi olarak değil, modern insanın ruh haline dair güçlü bir psikolojik anlatı olarak yorumlandı.
Yazar Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, “Ruhun Kadrajları” programında Japon yönetmen Wim Wenders imzalı filmi, “Sinema ve Ekran Psikolojisi” perspektifinden değerlendirdi. Keltek’e göre film, son yıllarda özellikle büyük şehirlerde görünür hale gelen “hayatı küçültme” arzusunu çarpıcı biçimde görünür kıldı. “Bugün insanlar artık büyümeyi değil, psikolojik olarak kaygıdan uzak yaşamayı ve dağılmamayı konuşuyor. Perfect Days tam da bu ruh halinin filmi oldu” dedi.

“ZİHİNSEL GÜRÜLTÜ ÇAĞINDA, SESSİZCE HAYATTA KALMAK”
Keltek’e göre filmdeki Hirayama karakteri yalnızca sade yaşayan bir adam değildi; ilişkilerin, beklentilerin ve sürekli performans göstermenin yükünden çekilmiş bir karakterdi. “Türkiye’de de son yıllarda insanlar daha az insanla görüşmek, daha küçük evlerde yaşamak, daha az eşya almak ve daha sessiz bir hayat kurmak istemeye başladı. Bu sadece ekonomik değil; psikolojik bir geri çekilme biçimi.” Keltek, Hirayama’nın analog kasetten müzik dinlemesini, ağaç fotoğraflamasını, kitap okumasını ve rutinlerini bir “kendini taşıma yöntemi” olarak değerlendirdi. “Bu karakter mutluluğu aramadı. Dağılmadan kalmaya çalıştı.”
“MİNİMALİZM MODA DEĞİL, YORGUNLUK TEPKİSİ HALİNE GELDİ”
Hatice Keltek’e göre filmin bugün yeniden konuşulmasının nedeni, modern insanın artık “fazlalıklarla” baş etmekte zorlanması oldu. “Bir dönem minimalizm estetik bir tercihti. Şimdi ise zihinsel bir savunma mekanizmasına dönüştü.” Keltek, Hirayama’nın yaşam biçimini “özgürleşme” değil, “kontrollü sadeleşme” olarak yorumladı: “Hirayama hayatını büyüterek değil, eksilterek yönetilebilir hale getirdi.”
NEDEN TUVALET TEMİZLİĞİ?
Filmin en çok tartışılan detaylarından biri de buydu. William Faulkner okuyan, entelektüel bir karakter neden hayatını tuvalet temizleyerek sürdürmeyi seçmişti? Keltek bu tercihin psikolojik tarafına dikkat çekti: “Tuvaletler spontane alanlardı. Kimse oraya rol yaparak girmedi. Hirayama burada görünmez olabildi. İnsan ilişkilerinin yükü yoktu. Kontrol yine ondaydı. Bu sessiz bir kefaret ödeme biçimiydi” Keltek’e göre karakterin temizlik işini seçmesi tesadüf değildi: “Bu seçim biraz da modern insanın statü, güç ve görünürlükten vazgeçip görünmezliğe sığınmasını anlattı
EKRAN ÇAĞINDA RUTİNLER NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ HALE GELDİ?
Keltek’e göre filmdeki tekrar eden rutinler, günümüz insanının kaygıyla baş etme biçimini de gösterdi. Aynı kahve, aynı müzik, aynı sokak, aynı saatler. “Bugün insanlar ekran kaosu içinde zihinsel sabit alanlar oluşturmaya çalışıyor. Çünkü belirsizlik arttıkça rutin ihtiyacı da büyüyor.” Keltek, özellikle sosyal medya çağında insanların sürekli uyaran altında kaldığını belirtti: “Rutinler insanı toparladı; ama fazla rutin canlılığı azalttı. Film tam olarak bu ikilemi anlattı.”

“HIRAYAMA İNSANLARDAN KAÇMADI, KENDİNİ KORUDU”
Keltek’e göre filmde en önemli psikolojik başlıklardan biri “sınır koyma” meselesi oldu. “Hirayama insanlardan nefret etmedi. Sadece sürekli müdahale edilen bir dünyadan kendisini korumaya çalıştı.” Keltek, sağlıklı sınır kavramının filmde güçlü biçimde işlendiğini söyledi: “Sınır, duvar değildi. Hücre zarı gibiydi. Sana iyi geleni içeri alırsın, zarar vereni dışarıda bırakırsın.”
FİNAL SAHNESİ NEDEN BU KADAR KONUŞULDU?
Filmin finalinde Hirayama araba kullanırken fonda “Feeling Good” çaldı. Hatice Keltek’e göre sahne, günümüz insanının ruh halini tek bir yüzde topladı: “Orada aynı anda hüzün, dinginlik, yalnızlık ve kabul vardı. İnsanlar bu yüzden o sahneyi unutamadı. Çünkü bugün pek çok kişi tam olarak böyle hissediyor.” Keltek’e göre yönetmen filmin sonunda “yeni hayat” vaadi vermedi: “Film bize büyük dönüşümler sunmadı. Sadece insanın kırıldıktan sonra da hayatın içinde nasıl kalabileceğini gösterdi.”


















































