Yönetmen Tülay Türken bu hafta Sanatın Evrim’i programının konuğu oldu. Programı hazırlayan ve sunan Günsu Saraçoğlu, Tülay Türken’in hayatı hakkında detaylı bilgileri izleyicilerle paylaştı.
Türkiye Haber Portalı’nın YouTube kanalından 27 Şubat 2026 tarihinde saat 18.30’da yayınlanan bölümde, izleyiciler Tülay Türken‘in yaşam yolculuğunu keşfetme fırsatı bulacaklar.
Programa Kütahya’da başlayan yaşam hikayesini anlatarak başlayan Tülay Türken, üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’a olan aşkını dile getirdi. İstanbul Üniversitesi’nde tamamladığı Fars Dili ve Edebiyatı ile Türk Dili ve Edebiyatı lisans eğitimlerinin ardından, İran’ın Şiraz Üniversitesi’nde dil eğitimine devam ettiğini belirtti. Farsçaya olan ilgisinin akademik bir meraktan öteye geçtiğini vurgulayan Türken, “Artık rüyalarımı bile Farsça görmeye başladım. Mevlana’yı ana dilinden okumak bambaşka bir keyif” sözleriyle iki dile olan hakimiyetini ve sevgisini ifade etti.

NAZIM HİKMET’İN İZLERİNDE BİR YÜKSEK LİSANS
Sohbetin ilerleyen bölümlerinde, yüksek lisans tezine konu olan İranlı şair Ahmed-i Şamlı’ya olan hayranlığının altını çizen Türken, Şamlı’nın “Benim şiir yörüngemi tamamen değiştiren Nazım Hikmet’tir” sözünü hatırlatarak iki şair arasındaki güçlü bağa dikkat çekti. Tez konusunun yoğunluğu nedeniyle 7 yıl sürdüğünü ancak sonunda bir kitaba dönüşen bu çalışmadan asla pişmanlık duymadığını sözlerine ekledi.
SİNEMADA İKİ DİLLİ BİR SOLUK: İRAN VE TÜRKİYE ARASINDA
Türken’in sinema kariyerine yön veren en önemli etkenin İran sinemasına olan tutkusu olduğu öğrenildi. Özellikle usta yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin filmlerinden etkilendiğini belirten Türken, “Sinemayla bütünleşeceksem Farsça filmler çekmeliyim ve ona yeni bir soluk getirmeliyim diye düşündüm” dedi. Dünyada nadir bulunan bir uzmanlık alanına sahip olduğunu belirten yönetmen, üçüncü kısa metrajlı filmi üzerinde çalıştığını ve tüm projelerini İranlı ortaklarla, İran sineması formatında ama Türk kültürüne senkronize ederek gerçekleştirdiğini aktardı.

“KADIN SİNEMACI OLMAK ÇOK ZOR”
Programda İran’daki güncel duruma da değinildi. Bir kadın sinemacı olarak hem Türkiye’de hem de İran’da yaşanan zorlukları samimi bir dille anlatan Tülay Türken, “Ne yazık ki bizim ülkemizde kadın sinemacı olmak çok zor. Bunu demagojik değil, realist bir açıdan söylüyorum” ifadelerini kullandı. İran’daki kadın meslektaşlarının her gün yeni sansür ve yasaklarla karşılaştığını belirten Türken, Mahsa Emini ile başlayan hareketin önemine vurgu yaparak, “Mahsa gerçekten çok büyük bir devrim yaptı. Şu anda İran kadınları çok cesur bir yolda yürüyorlar” dedi.
BAĞIMSIZ SİNEMA VE GERİLLA TAKTİĞİ
Sinemada üstlendiği yapımcı, senarist ve oyuncu gibi çoklu rollerin kendisini zorlamadığını aksine tamamladığını söyleyen Türken, bağımsız sinemanın finansman zorluklarına dikkat çekti. Kendi yağıyla kavrulmayı seven bir sinemacı olduğunu vurgulayan Türken, “Dışarıdan müdahaleyi sevmiyorum. O yüzden gerilla yöntemiyle, kendi ekibimle çalışıyorum. Bu beni daha özgür kılıyor ve filme doğallık katıyor” diye konuştu.
FESTİVALLER, SANSÜR VE “HALİKYA”
Türkiye’deki sansür mekanizmalarına da değinen Tülay Türken, İran’daki katı kurallarla kıyaslandığında Türkiye’de görece daha özgür olunduğunu ancak “görünmeyen perdelerin” varlığına işaret etti. Bağımsız filmlerin gösterim sorununa çözüm olarak düzenledikleri “Komşu Sinema İran Film Festivali” hakkında bilgi veren Türken, festivali ikinci kez düzenlediklerini ve önümüzdeki dönemde Bursa başta olmak üzere farklı şehirlere götürmeyi, hatta Yunanistan ve Bulgaristan gibi diğer komşu ülkelerin sinemalarını da kapsayacak şekilde genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.
İlk filmi “Halikya”dan büyük bir sevgiyle bahseden Türken, filmin iki farklı kadının (İranlı oyuncu Zahra ve Madam Marta) senkronize edilmiş hikayesini anlattığını ve edebiyatçı kimliğinin bir yansıması olarak Ahmed-i Şamlı ile Sait Faik’i metaforik bir düzlemde bir araya getirdiğini söyledi.
GELECEK PROJELER: FANTASTİK KORKU ve DİĞERLERİ
Son olarak gelecek projelerinden söz eden Tülay Türken, Leonardo Da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” tablosundan ilham alan fantastik bir korku filmi üzerinde çalıştıklarını duyurdu. Ayrıca Gastrofil, Psika Sinema ve Anka dergilerinde yazmaya devam ettiğini belirtti.
Programın sonunda izleyicilere seslenen Tülay Türken, Türkiye’de kısa filmin hak ettiği değeri görmediğini, bir “öğrenci işi” ya da “uzun metraja geçiş” olarak algılandığını belirterek, “Kısa filmin kendine özgü bir felsefesi vardır. Umarım ülkemizde hak ettiği değeri bulur” mesajını verdi.
Günsu Saraçoğlu’nun keyifli sunumuyla gerçekleşen “Sanatın Evrim’i”nin bu bölümü, iki kültür arasında köprü kuran bir sanatçının zengin dünyasına ışık tuttu.



















































